ŞEMŞİR; İRAN KILICI           

Dr. Manouchehr Moshtagh Khorasani           
İran’da kılıç için kullanılan genel terim “şemşir”dir1.  Bu sözcük iki parçadan oluşur; şem kuyruk veya pençe, şir ise aslan demektir.  Dolayısıyla bu silahın ismi aslan kuyruğu ya da aslan pençesi anlamına gelir.  Ancak yaygın inancın aksine, şemşir sözcüğünün kullanılması namlu eğriliğine atfen değildir.  Bu sözcüğün kökleri, İran’ın eğri namlu ile tanışmasından çok öncelere dayanır.  Yeni Farsça’nın erken dönemlerinde kılıca sine veya şemşer denirdi.  Maniheist Orta Farsça’da ise kılıcın şafşer olarak adlandırıldığı görülür2.
 
Tüm bu dönemler boyunca İran’da kılıç namluları düz ve iki ağızlıdır.  Dolayısıyla, namlusunun düz veya eğri olmasından ve bu eğriliğin derecesinden bağımsız olarak, orta veya uzun namlulu ve bir balçağa sahip tüm kesici silahlar için şemşir sözcüğü kullanılmıştır. İran’da çelik kılıçların yapımına ne zaman başlandığı tam olarak bilinmemektedir.  Timurlu, Safevi ve daha sonraki dönemlerden bilindiği üzere, İran’ın kaliteli kılıçları pota çeliğinden yapılırdı.  Pota çeliği, kilden yapılma potalarda, dökme demir, demir ve bir takım karbonlu maddelerden oluşan içeriğin karbonlama veya karbon alma yöntemlerinden birine tabi tutulmasıyla elde edilirdi3.  Her ne kadar İran’da Horasan, Kazvin, Neiriz ve Arsancan gibi bazı bölgelerde pota çeliği üretimi yapılmışsa da, İran’lı kılıç ustaları dillere destan Farsi kılıçlarının yapımında Hint işi çelik kütüklerini tercih etmişlerdir.  Bu durum, Hindistan’dan İran’a çelik kütükleri ithalini, buna karşılık olarak da İran’dan Hindistan ve diğer komşu ülkelere kılıç ihracını doğurmuştur.
 
İran’lı ustalar kılıç yapımında farklı yöntemler de denemişlerdir.  Bu yöntemlerden biri de, farklı demir ve çelik çubukların bir arada ısıtılıp dövülerek katmanlar oluşturmasıyla ortaya çıkan yoğruk örüntülü çelik kılıçlardır.  Tıpkı pota çeliğinden yapılanlar gibi, yoğruk örüntülü çelikten yapılan namlular da cilalanmalarının ardından bir takım aşındırıcı kimyasallar kullanılarak dağlanır, bu sayede yüzeydeki desenlerin güzelliği iyice ortaya çıkarılırdı.
 
Kılıç kınları sahtiyan veya kumaş ile kaplanmış ahşaptan yapılırdı ve iki ya da üç metal bileziği olurdu.  Zeller ve Rohrer’e göre4, ahşap Farsi kınları normal olarak üç parça sahtiyan ile kaplanır ve bu parçaların arasına metal bilezikler yerleştirilirdi.  Sahtiyan genellikle erkek eşeklerin sağrı derisinden elde edilir ve kabaca bir dokuya sahip olurdu.

Abbasi kaynaklarında eğri namludan ilk sözeden, Horasan’lı süvarilerin eğri kınlarıyla övündüklerinin belirtildiği, el-Cahiz’in “Menakıb el-Türk” isimli eseridir5.  Mübarekşah Fahr-i Müdebbir, XII. yüzyılda yazdığı “Adabu’l-Harb ve’ş-Şeca’a” 6 isimli kılavuzda kalaçuri7 ve şemşir arasındaki farkları anlatırken, kalaçurinin özellikle Türkler tarafından tercih edildiğini, şemşirden daha uzun olduğunu ve namlusunun da eğri olduğunu yazar.  Gerçekten de, eğri namlulu bir kılıç at üstünde düz bir kılıçtan çok daha etkili olarak kullanılabilir; bu nedenle, zaman içerisinde eğri namlulu ve tek ağızlı kılıçlar birincil süvari silahı olarak düz namlulu ve iki ağızlı kılıçların yerine geçmiştir.  Bu değişim, İran’da özellikle XIII. yüzyıldaki Moğol istilasının ardından belirginlik kazanmıştır.  Yine de, bugün birçok araştırmacı eğri namlulu kılıçların Orta Asya kökenli olduğunu ve bundan çok daha eski tarihlerden beri Türk süvarileri aracılığıyla İran’da tanındığını düşünmektedir.

Hindistan’ın pota çeliği üretimine İngilizler’ce yasak konması ve ardından İran pazarını istila eden ucuz Avrupa çeliği, şöhretli İran kılıçlarının üretiminde Kaçar dönemi boyunca bir azalmaya neden olmuştur.  Kaçar döneminin sonuna gelindiğinde, İran’lı ustalar artık o birbirinden güzel çelikten desenleri yapamaz olmuşlardır.  Bu arada, sözkonusu dönemde girişilen İran ordusunu modernize etme çalışmaları da, Fransız, İngiliz ve Alman modellerinde askeri kılıçlar üretilmesiyle sonuçlanmıştır.
 
____________________
1 Bu sözcük, dilimize "şimşir" olarak yerleşmiştir. Ç.N.
2 D. N. MacKenzie, A Concise Pahlavi Dictionary, Londra: 1971
3 Anna Feuerbach, "Crucible Steel in Central Asia: Production, Use, and Origins", Yayınlanmamış Tez Çalışması, Londra Üniversitesi, 2002
4 R. Zeller, E. F. Rohrer, Orientalische Sammlung Henri Moser-Charlottenfels: Beschreibender Katalog der Waffensammlung, Bern: 1955
5 Al-Sarraf, "Close Combat Weapons in the Early Abbasid Period: Maces, Axes and Swords", Companion to Medieval Arms and Armour (ed. David Nicolle), 2002, s. 149-178
6 Mübarekşah Fahr-i Müdebbir, Adabu’l-Harb ve’ş-Şeca’a (ed. Ahmed  Süheyli Hansari), Tahran: 1967
7 Bu sözcük, Türkçe çalışmalarda "karaçori" olarak geçmektedir. (Bkz: Z. V. Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş I, İstanbul: 1946, s. 31) Ç.N.

© M.Khorasani Consulting